Elmander olmadan zorlanacağımız belliydi kupa maçından ama yine de kazanacağımızı düşünüyordum. Bunda TS'nin potansiyelli ama dengesiz bir takım olması etkiliydi. Biz ise dengeli bir takımdık. Oysa Elmender'in yokluğu ciddi bir şekilde dengemizi bozdu. Özellikle ilk yarı takım ayakta uyudu resmen. Yediğimiz gol bunun en açık göstergesiydi. Orta sahamız Colman-Zokora ve Alanzinho karşısında ezildi tabir caizse. Maçlara bu şekilde aşırı durağan ve tepkisiz başlamak takımda hastalık gibi olmaya başladı. Fener maçı da aynı şekildeydi. Umarım bu durum kronikleşmeden atlatılır. Neyse... İkinci yarı ise ayağı yere sağlam basan bir Galatasaray vardı sahada. Rakip oyuncuların yorulması da ilk yarı orta sahada esen Trabzon fırtınasının dinmesinde etkili oldu. Sonrasında Galatasaray yüklendi ve penaltıdan beraberlik golünü buldu. Geçen haftaki gibi yine zoru başararak kaçırılan net fırsatla galibiyet de kaçmış oldu. Diğer taraftan Terim'in hamle üstüne hamle yapmasına karşın değişikliklerde geç kalan Şenol hoca iki puan bıraktı da denilebilir. Her şeyiyle maç hakettiği değeri buldu ve birer puan paylaşıldı.
Elmender'in sakatlığı vasıtasıyla yedekte bekleyenler ile as oyuncular arasındaki kalite farkı yine kendisini gösterdi. Bu durum sadece forvet pozisyonuyla ilgili düşünülmesin. Ne defansta ne orta sahada ne de forvette kulübede oturanlar onbir oyuncularını yedekleyecek kalitede değil. Allah korusun yarın Selçuk-Melo ikilisinden birine birşey olsa yahut Elmender playoff'lara yetişemese şampiyonluk zora girer. Bu gösteriyor ki gelecek yıl kulübe güçlendirilmeli.
Son olarak puan farkıyla ilgili endişelenecek birşey olmadığını belirtelim. Dokuzdu yedi oldu ama ben playofflara girmeden farkın on olacağı fikrindeğim. Playoff'larla ilgili ise takımımızın rakiplerine normal sezonda yenilmemiş olması büyük prikolojik avantaj sağlayacaktır. Kısaca kaybedilmiş birşey yok. ama kazanılan çok şey var.
Snippet
25 Mart 2012 Pazar
23 Mart 2012 Cuma
Türkiye'de Sorun Mentalite
Hayatım Futbol dergisi futbola gönül vermiş genç bir ekip tarafından çıkarılıyor ve şu ana kadar 25. sayıya ulaştılar. Gerçekten başarılı bir iş çıkarıyorlar. Yaptıkları hoş röportajlara bir yenisini daha eklemişler. Bu kez konukları, TRT Spor kanalında yayınlanan 'Futbol Prensi' programı kapsamında 14-16 yaş arası genç futbolcu adaylarını gözlemlemek ve seçmekle görevli iki İngiliz futbol adamı, Paul Jones ve Ian Putterworth. Yazının bir bölümünde Paul ve Ian'dan Türkiye ve İngiltere'deki 14-16 yaş grubu futbolcu adaylarını karşılaştırmaları isteniyor. Verdikleri cevaplar ise şu şekilde;
![]() |
| Paul Jones ve Ian Putterworth |
Ian: İşin açıkçası bu yaş grubındaki Türk ve İngiliz oyuncular arasında ne teknik ne de fiziki bir fark yok. Hatta Türkler biraz daha teknik diyebilirim. Ama düşünce tarzları arasında farklar var tabii. İngiltere'de bir kulübün akademisinde futbol eğitimi alan bu yaştaki çocukların hemen hemen hepsi gerçekten bir şekilde profesyonel olma peşinde bunu tek hedef olarak belirlemiş durumdalar. Türkiye'de ise çocuk futbolu bir anda bırakıp başka bir mesleğe kanalize olabiliyor. Futbolcu olmak isteyip istememek konusunda kararsız.
Paul: Ian'ın söylediklerine birşeyler eklemek gerekirse; örneğin İngiltere'de bu yaş grupları arasında oynanan maçlarda, faul olduğu zaman kendini yere atıp dakikalarca bağıran, hakeme itiraz eden oyuncu göremezsiniz. Ama burada gördüğüm kadarıyla 14-16 yaşındaki çocuklar bunu çok sık yapabiliyorlar. Yanlış anlaşılmam istenen, bu örneği şunun için veriyorum. İngiltere'deki çocuklar amaca, hedefe ulaşmak için her türlü fedakarlıkta bulunabilecekken, buradaki çocuklar kolay yolu seçme tarafındalar.
Ian, çocukların kariyer seçimlerindeki belirsizliğe değinmişlen, Paul ise çocukların kolaycılığa kaçmalarından dem vurmuş. Aslında bunlar bilmediğimiz şeyler değil. Çoğumuzun ailesi evlatlarının kariyer seçiminde etkili ve net karar vermelerinde yardımcı olamıyor. Bu durum futbolcu olmayı düşünen çocukların ailelerinde de farklı değil. Bu konuda tek haksız aileler değil, onu da belirtelim. Hedefe kolay yoldan ulaşma konusunu ise biz Türkler'den daha iyi bilen yoktur. Aynı yaş gurubunda okulda dersi öğrenmek yerine nasıl kopya çekilir üzerine master yapan gençlerimiz, sahada rakibe nasıl kart aldırırım, nasıl hakemi aldatıp pelantı takımıma pelantı kazandırırım üzerine çalışıyor. Futbolcu abileri de onardan farklı değil ya neyse...
Hayatım Futbol için... http://www.hayatimfutbol.com/sayi_25/index.html
20 Mart 2012 Salı
Kupa Mesaisi Galatasaray-Sivasspor
'Türkiye Kupası maçları vardı sahi ne oldu onlara?' son zamanları popüler sorularından biri haline gelmişti. Şike, playoff, lig, ceza, Avrupa maçları falan derken arada kaynamıştı arada ve pek de kimsenin umrunda değildi aslında. Halbuki biz taraftar olarak muhabbetini yapmayı severiz. Ezeli rakibimiz sanırım 30 yıldır kazanamıyor ve bu epey alay konusu olmuş durumda. Her ne kadar bu kupayı en fazla kazanan takım olsak da (14 kez) son yıllarda bizim durumumuz da pek iç açıcı değil. En son Fenerbahçe'yi 5-1 yendiğimiz 2005-2006 sezonunda kupayı müzemize getirmiştik. Sonraki seneler çeyrek finallerde elenmelerle dolu.
2008-2009 sezonunda da Sivasspor'a penaltılarda veda etmiştik kupaya. Bu akşamki maç bir nevi rövanş anlamı taşıyor. Sıkı lig maratonunda kadronun değişmezlerini dinlendirmek için fırsat olarak bakıyorum bu maça. Rakibimizi bu sezon her iki maçta da yenmemiz, onların son altı maçını kazanamaması ve kendi evimizde bizi hiç yenememeleri bu maçın kolay geçeceğini gösteriyor teorik olarak. Ancak onlar da bu maçı alarak çıkışa geçmek isteyeceklerdir. Özellikle tek maç olduğu düşünüldüğünde dikkatli olmak gerektiği açık.
Elmander-Baros, Selçuk-Ceyhun, Eboue-Sabri, Ujfa-Gökhan, Emre-Riera, Muslera-Ufuk değişiklikleri ideal 11'den benim beklediğim değişiklikler. İlk 11'in durumuna göre yedek kulübesinde Yiğit-Sercan-(Özellikle) Yekta gibi isimleri de görmek mümkün.
Bu akşamki maçı kazanan taraf adını çeyrek finale yazdıracak. Final aşaması maçları tek maç üzerinden tarafsız sahada oynanacak.
17 Mart 2012 Cumartesi
O Gün Bu Gündür
Hep destekledik, destekleyeceğiz. Dün biz vardık bugün de biz varız yarın da biz olacağız. Yıllarca şampiyonluk şarkıları yazdık yine yazacağız. Ve yarın bu saatlerde galibiyeti inşallah biz kutlayacağız.
İnandık başaracağız! O gün bu gündür.
13 Mart 2012 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











